Images

Şiir neden yazılır?

Şiir neden yazılır? Guantanomadan Şiirler adlı kitabı okuduğumda, uzunca bir süre bu soruyu sormuştum kendime. Ağır çok ağır geldi bu şiirleri okumak, bu çağın insanı olarak yaşamak yeterince zordu. Ekrandaki savaşları görmemek için televizyonun düğmesini kapatabiliyordunuz. Lakin düşünce denen zihninizde böyle bir düğme yoktu ve sürekli fıkırdayıp durdukça, biraz daha insanlığınızın bir parçasını bırakarak yaşama devam ediyordunuz. Böyle bir dünya da hala biraz insan kalabilmek için, insanlığın ruhuna son bir haykırış bu şiirler.


Guantanamo tutukluları bu şiirleri, kâğıt ve kalemleri olmadığı zamanlarda, kendilerine verilen yemeklerin kâğıt tabaklarına, su içmeleri için verilen kâğıt bardaklara, çakıl taşlarıyla, diş macunu kullanarak yazmışlar.
Images

Ustam ve ben

    Elif Şafağın son romanı ile yolculuğa çıkmak isteyenler,  Saramago'nun fili değil bu bilsinler.  Romanın kapağındaki resim gibi belkide, ayağında çimenlerin, gövdesinde Mimar Sinan'ın eseri, kulağında ağaçlar sırtında ise sema'yı yıldızları taşıyan bir fil.

    Cihan adlı karakterin, hem filbaz, hem şakirt olup Muhteşem Yüzyıl'da ki yolculuğu. Çota'ya duyduğu sevgiyi, hem de asla ulaşamayacağı aşkı( Mihrimah Sultan Sultanı) sorgulatıyor okura. Şakirtliği ise Sinan'la diğer üç talebesiyle insanlığını vurguluyor. On iki sayısıyla doğunun efsanelerine göndermeler yapıyor, Şafak.  Sınırları güzel anlatıyor Sinan, ben inşa etmeyi bilirim diyor, zamanı geldiğinde inşa ettiğini yıkmasını da. Sinan'ın eserlerini nasıl bir çalışmayla inşa ettiğini gösteriyor o yüzyılda.
Images

OKUMAK

Okumak nedir okumak? İlk neyi okur insan? İlk okuduğu neden ağlatır onu?
Okuduğunla yok edemem işsen sendeki ben’i ve yok olduğun yerde var olamamışsan okumamışsın. Nefes ilk okuduğum nefes’ti, zormuş dünyaya geliş, ayrılış senden sonsuzken bedeni hissediş ve bedenle okumak yaşamı, var olduğun dünyayı, insanları. Her okumayla hayrete düşmek, bir yerdesin bir gökte, bu nasıl işleyiş.. Bir o sayfadasın, bir diğer sayfada cümleleri takip ederken paragraflarda tükeniş. Bir kitabın içinden çıkıp kalakalmak öylece boşlukta. Bir diğerine başlamak için sevinç, hızla ilerleyiş, kah var olmak, kah tükenmek böyle bir gidiş. Harflere, tümcelere tutunmak bazen, ünlemler de hayrete düşüp , virgüllerde soluklanmak, noktalarda son bulmak. Hayallere dalmak, rüyada uyanmak, uyandığında gerçeğe varmak..
Nurten Yurt
Images

Umuda Yolculuk

Hızla yol alıyordu tren, yumuşak bal rengi koltukta huzurla arkasına yaslandı. Kucağındaki kitapları aldı eline okşadı. Sayfaları parmaklarının arasından hızlıca çevirdiğinde, yanı başındaki pencereden akıp giden görüntünün de aynı hızda olduğunun farkına vardı. Bir an aynı hızla okuyabilmenin mümkün olsa hoşlanmayacağını düşündü. Ulaşımda hız kabullenilebilirdi de, okumanın zevki başkaydı özellikle sevdiği yazarların kitaplarını okuduğunda bazen paragraflarda kaybolur, hoşuna giden cümlelerle yarenlik eder, zihninde ki tadını uzatmak için ana yoğunlaşırdı. Okumanın tadını çıkarmak için zamana yayılmak gerekirdi. Yazmak içinse o hıza sahip olmak güzeldi, o hızla zihninden akıp gidenleri anında, anlaşılabilir tamda ifade etmek istediği gibi yazabilmek. Elindeki kitaplara çevirdi bakışlarını tekrar, bu yolculuğu yapmasına neden olan yegâne kahramanlara.

Images

Ölüm bir varmış bir yokmuş


Thyke 12'nin toplantısına gitmek için otobüse bindiğimde, kalabalıktan tutunacak bir yer bulamadım. Yaşlı bir amca beni fark edip arkamdaki bir yere tutunabileceğimi söyledi. Döndüğümde biraz ileride oturan adamın kitap okuduğunu gördüm. Okuduğu kitabın biraz sonra tartışacağımız kitap olduğunu görünce şaşırdım. Adamın müzik aleti kutusunu gördüğümdeyse yok artık dedim, çaldığı aletin ne olduğunu,bir köpeği olup olmadığını öğrenmek için çılgınca bir merak duydum. Bu arada eflatun renkli zarfları alma işini bu güne bıraktığım için kendime kızdım. Kitabın tam ortasındaydı ve ineceğim sırada eflatun bir zarfı ona bırakmamın, kitabın o bölümüne geldiğinde suratını ne hale getireceğini düşündüm. Tüm bunlar olurken suratımın hali neydi bilmiyorum ama adam bana baktığında, çaldığı aletin ne olduğunu sormaya cesaret edemedim. Biraz sonra boşalan yere geçip oturdum ve yazmadıkça yazşamaya başlamanın keyfini çıkardım. Otobüsten indiğimde cesaret edip sormadıklarım için kendime kızdım.
Dilek Cafenin kırmızı suitinde Ayşe'yi buldum, Kırmızı Suit servise kapalıydı. Sehpaların üzerinde bir kaç seccade, koltuklar köşelerde, değişiklik sadece buydu. Ayakkabılarımızla girilebiliyordu, balkon tarafı açık olduğundan alt kattan görülüyordu, kapı yerine perde vardı. Yani ibadete uygunluğu tartışılırdı, kalabalıktan başka yerlerde uygun olmadığından Ayşe ile diğer arkadaşlara not bırakıp, Kafka cafeye doğru yol aldık.
Pali geldi, sonra Sevgi, diğer arkadaşımızd