Images

SEN NE İSTERSE O SUN (10)


Boşluk uçsuz bucaksız, sınırsız bir boşluk vardı ekranda oyun başlamıştı. Son yarım saattir tuşların başında bekliyordu, midesindeki guruldamaları bile unutmuştu. Yinede kıl payı kaçırmıştı, ne olacaktı şimdi bu uzayı andıran boşlukta. Taş kesilmişti, ekranın karşısında bu boşluğa bir gök taşı yaraşır ya, gök taşı nasıl olunur?
Hilâl şeklinde bir ay olayım diye tuşlara dokundu, şöyle solgun bir ay kapladı boşluğun bir köşesini. Birkaç saniye içinde bir gök taşı görüldü irice ağır ağır süzülen ayın solgun ışığında ışıldadı. Bir astronot dönerek yol alıyordu yer çekiminin olmadığı boşlukta. Ay, gök taşı ve astronot ekranda yakın gibi gözükseler de oldukça uzaktılar birbirlerine. Ekranı göz kamaştırıcı bir ışık kapladı önce hiçbir şey göremedi, gözlerini kapatıp yavaş yavaş açtığında boşluğun diğer bir köşesinde ışığının yavaşça azaldığı bir yıldız gördü.
Images

Cihangir

Firûzağa! Firûzağa! Diye sokağı doldurdu, ürkek telaşlı ses. Şadırvanın su şırıltısına karışan ses yokuşlardan aşağı yuvarlandı, yuvarlanırken telaşı azaldı, yokuşun dibinde ürkekliği yok oldu. Yaşlı akasyanın asırlık bedenini kucakladı, çürümüş kofluklarını doldurdu. Sonbaharın savurduğu yapraklarla oynaştı. Eylül güneşinde gevşedi, ısındı, yumuşacık bir tona kavuştu.

Images

Çengelköy


Sen ne kadar planlar yapsan da, doğa dur der bir yerlerden insana. Yeşil çimenlerin üstündeki lodosun savurduğu yeşil yaprakları seyrederken, okulundan savrulan öğrencilerin çığlıkları karışıyordu trafiğin sesine. Adanın sessiz sakinliği yoktu Çengelköy’de. Boğazın hırçın dalgaları rüzgârla bir olup, yorgun kıyıları dövüyor, lodos yaşamla yarışıyordu adeta.Takılıp kalan bendim bu anın ortasında bir yerlere sanki zamanın içinde. Üç yıl öncesini anımsadım kahverengi ’de bizle olanları, çoğu bugün yoktu. Yeni katılanları izledim, coşkularına bulaştım, yolculuğun tadını duyumsadım.
Kırılan dallar savrulan yeşil yapraklar içimi acıttı, kızdım lodosa Eylülü göremeyen yapraklar adına. Şükrettim sonra daha nicelerine, Çınarlara dimdik ayakta olmalarına. İncir ağacının kırılan bir yarısı duruyordu kazılan toprağın üstünde, diğer yarısı lodosa inat yerli yerinde. Yaşamda böyle değil miydi zaten kırılıyorduk, kopuyorduk ama yola devam ediyorduk.
Planlar, programlar değişiyor, yolcular artıyor eksiliyor yaşam devam ediyordu. Yaşamla yazıyı sorguladığım anda, Ya(zş)ıyorum sözcüğünü buldum Çengelköy ün Lodoslu baharında.
Nurten Yurt

Mayıs 2013

Images

SEN NE İSTERSEN O SUN (9)

Kate Oslo üniversitesinde mimarlık okuyordu. Projesi onu oldukça uğraştırıyordu, ağaçların olduğu alandan bir otoyol geçirmesi gerekiyordu. Önce bunu bir tünel olarak çizmeye başlamıştı, karanlık onu bunaltınca vazgeçip, ağaçların üstünden geçirebileceği bir köprü çizmeye başlamıştı. Köprünün ayaklarına dolanan sarmaşıklarla tüm betonu yeşillendirdiğinde rahatladı. Şimdi daha çok beğendi renk ışık doğa olmalıydı, beton ve çelik aradaki detaylardı onun için. Çizim masasının ışığını kapatıp, diğer odaya geçerken radyoda Bocelli Ave Maria' yı yorumluyordu. Kahvesini alıp pencereden kampüse giden yolda sonbaharı karşılayan doğayı seyre daldı. Çocukluğu doğanın kucağında geçmişti, Oslo'ya ilk geldiğinde yadırgamış, gördüğü her ağaçla dost olmuştu.

Images

SEN NE İSTERSEN O SUN (8)

Mesaj bir saat önce gelmişti telefona ve yaklaşık on dakikadır klavyenin başında oturuyordu. Kararını değiştirmesine neden olan bir telefon görüşmesiydi sadece. Defile için görüştüğü eski modellerden Fiona'nın hamile olduğunu öğrenmesi. Onu kutlamıştı, kutlamasına da, bir türlü işlere verememişti kendini bir daha. Öğleden sonra da kalan işleri Brian'ın başına yıkıp çıkmış, saatlerce yürümüştü sokaklarda ta ki oyunun saatini bildiren mesaj gelene kadar. O an oyuna devam etmeye karar vermişti, oyunda olsa o hissi bir kez daha yaşamak istemişti. Midesindeki sesleri duyunca yemek yemeyi unuttuğunu hatırladı, kalkamazdı bilgisayarın başından. Bu kez oyuna ilk o başlayacaktı, anne olmak, oyun da olsa doğurmak o hissi tatmak istiyordu.

Images

SEN NE İSTERSEN O SUN (7)

Chan güneş doğmadan uyanmış ve dört kilometre koşmuştu, eve geldiğinde Clara'yı yatakta gördüğünde duş almadan, yatağa girmişti. Onun tüm itirazlarına rağmen harika bir sevişmeydi, tamam ter kokuyordu, ama dayanamamıştı. Duşun altında onun vücudunu sabunlarken geç kaldım uyarılarını dinlemeden, yine baştan çıkarmıştı onu. " Chan kahrolası adam beni bir an evvel okula yetiştirmelisin" diyerek, merdivenlerden inerken fermuarla boğuşuyordu Clara.
"Tamam tatlım, on dakikaya oradayız merak etme sen" . Mutfak masasının üzerinden sandviçini alıp, ısırarak kapıya yöneldi. "Clara, Sein leri aradın mı? Akşam buluşuyoruz değil mi?"
" Ah hayır, Teri'nin yavrularını bekliyorlar, veteriner de olabilirler, buluşma ertelendi"
Images

SEN NE İSTERSEN O SUN (6)

Dixon başını akan suyun altından çıkardığın da ferahladığını hissetti. Havluya uzanıp saçlarını kuruladı, kapıyı aralayıp kızı izlediğinde onun üzerindekileri çıkarıp dans ettiğini gördü. Dolabı açıp ilacı yuttu, dün geceki olağanüstülüğünden eser yoktu. Ne bok yemeye yılan olur ki insan, kızgın kumların üstünde sürünmek, sonra da kahrolası kaktüsün dikenlerine saplanmak, fırtına savur masaydı. Kahretsin! dikenleri hissettiği gibi ölümü de hisseder miydi acaba ?